Ankara’da siyasetin bazen kürsülerden değil, kapalı kapılar ardında söylenen birkaç cümleden yön değiştirdiğini çoğumuz biliriz.
Duyduğum gelişme de tam böyle.
Aldığım bilgilere göre Ekrem İmamoğlu, kendisini ziyaret eden yakın bir kurmayına Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışılırken şu minvalde konuşmuş:
“Özgür de hak ediyor. Ama anketler Mansur Bey’i işaret ediyor. Bu realiteyi dışlayamayız. Özgür'ü de incitmeden Mansur Bey konusunda daha net olmalıyız. Özgür'e de aslında ima ettim."
Aldığım bilgi doğruysa, CHP’deki adaylık tartışmasının terazisini değiştirecek ağırlıkta olabilir.
Çünkü burada mesele yalnızca Mansur Yavaş değil.
Asıl dikkat çekici olan, İmamoğlu’nun artık siyaseti “Kim hak ediyor?” sorusundan çok, “Kim kazanıyor?” sorusuyla okumaya başlamış olması.
Ya da buna mecbur kalması.
Belki de İmamoğlu seçim takviminin hızlandığını düşünüyor.
Siyasetin tarihinde bunun çarpıcı örnekleri var. 1950 seçimlerine giderken İsmet İnönü’nün önünde iktidarı korumanın yollarını aramak yerine sandığın ortaya çıkaracağı siyasi realiteyi kabul etmek gibi zor bir eşik vardı. Sandıktan Demokrat Parti çıkınca da iktidar el değiştirdi.
Bazen büyük siyasi hamle, kendini öne sürmek değil; önündeki gerçeği herkesten önce görmektir.
Machiavelli’nin Prens’te anlattığı “fortuna” fikri de özünde buna işaret eder: Siyasetçi yalnızca şartları belirleyen değil, değişen şartları zamanında okuyabilen kişidir.
Eğer duyduğum kulis doğruysa İmamoğlu da önündeki tabloyu okumaya başlamış olabilir:
Özgür Özel’e saygı…
Mansur Yavaş’a daha açık destek…
Ve bütün bunların üzerinde tek bir ölçü:
Kazanmak.
Bu arada İmamoğlu'nun mahkeme sürecindeki tutumuna dair de bir şeyler yazmam gerekiyor.
İMAMOĞLU'NUN ACAYİP YANLIŞ TAKTİĞİ
Ekrem İmamoğlu’nun içeriden sürekli gündem üretmesi bilinçli bir iletişim taktiğiyse, bana göre kötü bir taktik.
İlk zamanlar ilgi çeker.
Manşet olur.
Siyaseti dışarıdan içerideki isme kilitler.
Ama bir süre sonra tekrar kendini tüketmeye başlar. Her gün yeni mesaj, yeni polemik, yeni siyasi pozisyon…
Kamuoyu yorulur.
Üstelik İmamoğlu’nun bulunduğu yerin şartları belli. Aynı şartlara dahi sahip olmayan çok sayıda insan cezaevinde.
Bu nedenle İmamoğlu’nun önündeki asıl mesele gündemi belirlemek değil, hakkındaki iddialara mümkün olduğunca açık ve somut cevaplar vermek olmalı.
Çıkacaksın, çatır çatır anlatacaksın:
“İddia bu, gerçek şu. Belgesi burada. Hesabı burada. Cevabım burada.”
Tabii yapabiliyorsan…
Tarihte siyasi yargılamaların kamuoyu hafızasında nasıl kaldığına baktığınızda savunmanın önemini görürsünüz.
Dreyfus Davası’nda Émile Zola’nın “J’Accuse…!” Türkçesiyle “Suçluyorum…!
çıkışı, meseleyi mahkeme salonundan çıkarıp toplumun önüne taşıdı. Zola, slogan üretmekten çok suçlamaların dayanaklarını hedef aldı.
Sokrates’in savunmasının iki bin yıldan fazla zamandır hatırlanmasının nedeni de benzer: Atina’nın gündemini değiştirmeye çalışmadı; kendisine yöneltilen suçlamalarla doğrudan hesaplaştı.
Türkiye siyasi tarihinde Yassıada da böyledir. Bugün hâlâ yalnızca verilen kararları değil, sanıkların ne söylediğini ve kendilerini nasıl savunduklarını tartışıyoruz.
Çünkü mahkemeler karar verir!
Sen savunmanı yapacaksın.
Çünkü tarihe iz bırakacaksın.
Bırakabilirsen...
RUHİ BEY ÇENESİNİ YORMASIN!
Türk gazeteci Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudilerle ilgili videosunu izledim.
Aklıma tek bir soru takıldı:
Bu video kimin işine yarıyor?
Netanyahu’ya ve İsrail’in Filistin politikasına karşı çıkan bazı ultra-Ortodoks Yahudi gruplar yıllardır sokakta. Üstelik bu itiraz önemli. Çünkü dünyaya, “Her Yahudi Netanyahu değildir, her Yahudi Gazze’de yapılanları desteklemiyor” mesajı veriyor.
Sonra milyonların izlediği bir video geliyor.
Netanyahu’ya karşı çıkan bu insanların Amerika’da aldıkları devlet yardımları, kapalı yaşamları, radikal görünen yönleri öne çıkarılıyor.
Dikkat edin:
Netanyahu tartışılmıyor.
Gazze tartışılmıyor.
Netanyahu’ya karşı çıkan Yahudiler tartışılıyor.
Sonra da Filistin’e destek mesajı geliyor.
İşte benim kafama takılan yer tam burası.
Bir iletişim operasyonunun ne olduğunu anlamak istiyorsanız yalnızca ne söylediğine değil, sonunda kimin güçlendiğine, kimin itibarsızlaştığına bakarsınız.
Bu videonun “Sahte bayrak operasyonu” olma ihtimali yüksek görünüyor.
Soruyorum:
Netanyahu karşıtı bir grubu milyonların gözünde tartışmalı hale getirip ardından Filistin’e destek mesajı vermek, ilk yapılanın üzerini örten kullanışlı bir perde olabilir mi?
Bal gibi olabilir.
Kimin işine yaradı?
Netenyahu'nun!
Başka kanıta ihtiyaç var mı?
CHP'DE ANKET FRENİ
Ankara kulislerinde bir süredir CHP’den yeni kurulacak partiye geçeceği konuşulan bazı milletvekilleriyle ilgili ilginç bir iddia dolaşıyor.
İddiaya göre bazı milletvekilleri, karar vermeden önce kendi seçim bölgelerinde anket yaptırdı. Sonuçlar ise bekledikleri gibi çıkmadı.
Yeni partiye yönelik seçmen ilgisinin ve geçişkenliğin tahmin edilenden düşük olduğunu gören bazı isimler, parti değiştirme kararını rafa kaldırarak CHP’de kalmayı tercih etti.
Kısacası, siyasette bazen ideolojiden önce matematik konuşuyor.
Tam bu tartışmaların yaşandığı günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bir konuşmasında CHP yerine yanlışlıkla “İYİ Parti” demesi de Ankara’nın diline düştü.
Elbette bir dil sürçmesi…
Ama siyasette zamanlama bazen sözün kendisinden daha çok konuşulur.
Bir tarafta başka bir partiye geçip geçmemeyi anketlerle ölçen milletvekilleri, diğer tarafta kürsüde yanlış partinin adını söyleyen CHP Genel Başkanı…
Anlaşılan CHP’de bugünlerde yalnızca seçmenin değil, kelimelerin de nereye gideceği belli olmuyor.
Son güftem..
KALBİNDEKİ EŞKIYA
Çık karşıma inadınla
Kopacaksa kıyamet kopsun
Aklını başından alanla
İstediğin gibi aşk olsun
Unuttum dediğin kim?
Yeni sevdan kutlu olsun
Kalbindeki eşkıya benim
Bırak peşimde polis olsun
Ben senin eski derdinim
Geçmeyen o kederinim
Gönlüne sor ben kimim
Kalbindeki eşkıya benim
Unuttum dediğin kim?
Yeni sevdan kutlu olsun
Kalbindeki eşkıya benim
Bırak peşimde polis olsun
Kestiğin yollar bizim
Varsın gönlüm kaçak olsun
Kalbinden firar eden benim
Bırak peşimde gardiyan olsun
Sakladığın sırrın benim
Kimse duymaz sanma
Gönlündeki kaçak benim
Bırak arasın beni jandarma
Unuttum dediğin kim?
Yeni sevdan kutlu olsun
Kalbindeki eşkıya benim
Bırak peşimde polis olsun
Kalbindeki eşkıya benim...
Bırak peşimde polis olsun...
Polis olsun... polis olsun...
VELHASIL: “Sözün yarısı söyleyene, yarısı dinleyene aittir.” Montaigne